1. 1899 Tarihli Sâlnâmeye Göre Kastamonu Vilâyeti:
Anadolu’nun
kuzeyindeki vilâyetlerden biri olan Kastamonu; adaşı olan Kastamonu,
Bolu, Sinop, Çankırı sancaklarından ibaret 4 livaya, bu livalar da,
aşağıdaki taksimatta görüleceği üzere, 21 kaza ve 27 nahiyeye
ayrılmıştır.
Vilâyetin Taksimatı
,Sancak Kaza Nahiye,KASTAMONU Kastamonu Devrekâni, Akaya, Kuzyaka, Göl,İnebolu Küre, Abana
Safranbolu Eflâni, Ulus, Aktaş,Tosya -,Taşköprü Gökçeağaç,Arac -,Daday -,Cide -,BOLU Bolu -,Ereğli -
,Bartın Amasra,DÜZCE Akça Şehir,Hamidiye Çarşamba,Gerede -,Göynük -,Mudurnu -,SİNOP Sinop Gerze,Boyabat Turagan,Ayancık Çakılı,ÇANKIRI Çankırı Koçhisar, Tevhat, Şabanözü,Çerkeş Karacaviran, Bayındır, Ovacık
Kastamonu vilâyeti kuzey doğudan
güney batıya doğru düz bir çizgi üzerinde, uzunluğu 460 km (84 saatlik)
ve kuzey batıdan güney doğuya doğru, yine düz bir çizgi üzerinde
genişliğine 180 km (28 saatlik) uzunluğunda olup, doğusu Sivas ve
Trabzon, güneybatısı Ankara ve Bursa vilâyetleriyle, batısı İzmit
sancağı ile ve kuzeyi de Karadeniz ile sınırlıdır.
Her
saniye geçtikçe bizden uzaklaşan mazinin ne olduğu hakkında sorulan
sorular tarihin sayfalarına göz atıldığında -bugün Kastamonu adıyla yad
olunan bu vilâyet- “Paflogonya” namı altında görülüyor ve topluca
sunulan aşağıdaki bilgilerden çıkarılıyor:
Bu
toprak, o zaman doğuda Kızılırmak ile - şimdiki Canik sancağı beri
tarafta kalmak üzere- Trabzon vilâyeti, batıda Filyos ve Bolu
çaylarıyla, güneyde “Galatya” yani “Ankara” vilâyeti ve kuzeyinde
Karadeniz ile çevriliydi.
Bugün Bartın kazasında bir nahiye merkezi olan “Amasra” da bu kıtanın büyük şehirlerindendi.
Meşhur
Makedonyalı İskender, İran’ı, Mısır ile Hindistan ve Türkistan’ı
egemenliği altına aldığı sırada bu kıtanın bazı taraflarını da yönetimi
altına geçirmişse de, tamamını zapt ettiği memleketler sayısına
katamamıştır. Dünyayı ele geçirme azmini fiiliyata geçirmek için ömrü
yetmeyen İskender’in Milattan 323 sene önce -33 yaşında olduğu halde-
vefat etmesi üzerine ülkeleri bir takım prenslikler elinde kaldığı
sırada “Paflogonya” da bütünüyle tam bir bağımsız hükümet şeklini
kazanmıştı. Paflogonya’nın en tanınmış hükümdarlarından olup, M.Ö. 121
tarihinde ölen 2. “Pilman”, mülkünü Pont yahut “Pontus” kıtası Lazistan
ve Trabzon sancaklarından ibaret idi. Hükümdarı 7. Mihrdat’a terk
etmişse de, o zaman Bursa, Ertuğrul (Bilecik), İzmit sancaklarıyla
Bolu’nun batısının yarısında hükümet eden “Bitinya” hükümdarlarından
“Nikomid” in oğlu “Filmon”, Romalıların yardımıyla bu toprağın büyük
kısmını ele geçirmiş ve M.Ö. 63 tarihinde öldüğünden Romalıların idaresi
altına girmiştir.
Roma
imparatorlarından Konstantin’in Hz. İsa’nın doğumundan 330 sene sonra
İstanbul’u Doğu imparatorluğuna başkent edindiği zaman bu toprak “Pont”
eyaletine katılmış, H. 443 (M. 1051) ten itibaren Anadolu’da ağırlığını
hissettiren ve 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da kurulan gazi
devletlerden biri olan Türkiye Selçuklu Sultanlığı’nın yönetimine
girmiştir.
Kastamonu’nun ne zaman
İslâm yönetimi altına girmiş olduğunu belirlemeye incelemelerimiz
yetmeyip, fakat Kastamonu’ya şeref veren kutsal yapılardan “Ata Bey
Gazi” Cami-i şerifi –ki kurucusu olan Ata Bey merhumun Kastamonu’nun
fatihi olduğu meşhur ve mütevatirdir- kapısı üzerinde H. 672 (M. 1273)
tarihinde tamir edildiğinin yazılı olmasına bakarak, Kastamonu’nun adı
geçen tarihten çok zaman önce İslâm yönetimi altına girmiş olduğu
anlaşılır.
Selçuklu Devleti’nin
inkıraza (çökmeye) yüz tuttuğu tarihten bir müddet sonra, yani H. 690
(M. 1291) tarihinde Kastamonu hakimi bulunan Şemsettin Bey
bağımsızlığını ilân ederek, Anadolu’nun diğer kısımları gibi, burası da
müstakil bir idare şeklini almıştır. O zamanki Kastamonu, Candaroğulları
Beyliği, Kastamonu, Sinop, Kangırı (Çankırı) sancaklarından ibaretti.
Bu
sülaleden Emir Şecaeddin, Adil Bey, Osmanlı tarihlerinde Kötürüm
Bayezid namı ile geçen Bayezid Bey, İsfendiyar Bey, İbrahim Bey, İsmail
Bey, Kızıl Ahmet Bey, 174 sene müddetle, sırasıyla Kastamonu’da beylik
ettikten sonra, cennet mekân Gazi Fatih Sultan Mehmed Han hazretlerinin
gönüllere ferahlık veren adaletli ve merhametli saltanatında, H. 864 (M.
1460) yılında Kastamonu vilâyeti doğrudan doğruya Osmanlı yönetimi
altına girmekle şereflenmiştir[3].
1899
tarihli Kastamonu vilâyet sâlnâmesinde, Düzce’nin bağlı olduğu Bolu
sancağı hakkında da özet bilgiler bulunmaktadır. Adı geçen sâlnâmeden
öğrendiğimize göre Bolu sancağı, doğudan Kastamonu ve Çankırı
sancaklarıyla, güneyden Ankara vilâyeti, batıdan İzmit sancağıyla,
kuzeyden Karadeniz ile çevrili ve sınırlıdır. Yalnız güneybatı
köşesinden ibaret olan Mudurnu kazası Sakarya ırmağı havzasından olup,
diğer tarafları Filyos nehri havzasının batı kısmını teşkil eder.
Sahillere yakın olan yerlerinde dahi diğer bir takım çaylar doğrudan
doğruya Karadeniz’e dökülürler. Bunların en büyüğü Bartın çayıdır.
Sancağın büyük bölümü dağlık olmakla beraber nehirlerin vadilerinde
güzel ovalar ve münbit bayırları dahi vardır. Aladağ, güney yönünde
Ankara vilâyetinin sınırını teşkil ederek, Bolu ovasına kadar eteklerini
uzattığı gibi, Abas dağı dahi sancağı batı sınırından başlayarak Bolu
çayının vadisi boyunca deniz kenarına kadar uzanmaktadır. Doğu tarafında
Sürgün dağı dahi Bolu şehri vadisine kadar uzanarak, mezkur dağlar bir
sac ayağı teşkil eder.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder